Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Ne çektin be Rondo?

Merhabalaar.
"Hayatımda hiç ekşın yok" diyorum ama son birkaç gündür saçma salak şeyler yaşıyorum abi ya. Örnek olarak dün yaşadığım birkaç gün önce yaşadığım şeyden bahsedeyim size. Ablamın sırtında sivilceler (akneler) vardı. Ergenliktendir falan filan, geçtiştire geçiştire bir hal oldu. Ama sonra farketti ki onlar yüzünden uyuyamıyor bile! Tabi canına tak etti kızın (haklı olarak) En sonunda doktora gitmeye karar verdik. Mafya (abim, öz değil.) ablam ve ben. Ben eksik kalır mıyım? Ben? Rondo? Yok. Neyse ablam şöyle düşünmüş olmalı "En iyisi internetten sıra alalım da, orda fazla beklemeyelim..." Saat 11:00'a aldık randevuyu. Muayene günü de geldi çattı. Gittik. Bir şekilde zaman geçirmeye çalışıyoruz. Kantine gidiyoruz yiyoruz içiyoruz falan filan, saat 11:00 olduğunda hastaneye giricez, sıramızı beklicez. Saatimiz geldi içeriye girdik. Saat 11:15 oldu hala bize sıra gelmedi.
Ablam: "Rondo, bir baksana orada adım yazıyor mu?"
Ben: "Yok adın yazmıyor."
Ablam: "Tamam birazdan tekrar bakarız, ama şimdiye kadar girmemiz gerekiyordu."
Ben içimden haykırıyorum: "Pardon da artık devenin bale pabucu yani lan, saat 11:30 oldu
Sonra ablam beni dürttü. "Git bidaha bak Allah için." dercesine bir bakış atarak. Adı yok. Biz randevuyu 11:00'a almamış mıydık ulan? Eee niye adı yok? Bu bir oyun muydu? Nerede yanlış yapmıştık? Belli ki adımızın görüneceği yok. Ablam ve ben pes ettik. Tam eve gidiyorduk ki... Mafya "Sıra alalım, deneyelim." dedi içeri girdik. Liste şöyleydi; 10:00: Seher Gül - 11:00: Muazzez Altıntop. "Muazzez kapmış bizim sırayı bak bak..." diye Muazzez ile cebelleşiyorum içimden. Ablam bir ara dayanamadı. "Ben bi sıra alayım bari,hep bekleyecek değilim." Mafya ve ben ablamın arkasından gittik bakalım. 
Ablam: "Ben dermatolojiye sıra alacaktım.
Danışman: "Tabii. 1 saniye."

Tamamdır. Sıramızı aldık. Kadın elimize sıramız yazan kağıdı gülerek bize vererek: "Siz interneten randevu almışsınız Semt'e?" Ablam afalladı.
O ara 3'ümüzün de aklından geçenler: "Ne Semt'i?, Semt de ne?, Semt bir hastane mi?, Semt nerede?!" derkeen ablam: "Allah Allah hiçbir fikrim yok." dedi. Konu kapandı. Sırayı aldık bekliyoruz. Bizim sıramız 25, içeri girenin 21. "İyi bari 4 kişi var önümüzde. Çok değil en azından bekleriz." Kesin şu Semt meselesi aklına takıldı, dayanamadı. Sıra veren kızın yanına gitti. 
Ablam: "Ben Semt'ten randevu almamıştım, acaba bir yanlışlık mı oldu?"
Danışman: "Yok. Siz Semt'ten randevu almışsınız. Semt Hastanesinden."
Ablam: "Hmm. Peki teşekkürler."  


Daha fazla ekşın yaşamadan ablamın sırası geldi. Ve hastalığına da çözüm bulundu asdfghjk. Şampuan, oksijenli su falan verdi. Ama hala ilaçlarını almadı uyuz *-*

Şarkı: http://www.youtube.com/watch?v=YJVmu6yttiw

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Best Day Of My Life!

Önceki tanışma yazımda da belirtmiştim hani biz geç kalkardık falan. Ablam da dün saat 01:32'de "Ben yatıyorum" dedi. Bi oha falan oldum. Bende de şöyle bi huy var benden önce uyuyanlara gıcık olurum. "O zaman bende yatayım." dedim. Sonra yattık uyuduk falan, bizim binanın tam karşısında da inşaat var. Gecenin köründe bile matkapla bişiler yapıyorlar.
Beynimin içinde bi uğultu var, bir de hava aşırı sıcak olduğundan uyanıverdim ben. Baktım yataktan pencereden dışarıya. Bayağı güneş vardı falan. İçimden düşündüm: "Allah biz ikimizin belasını vermiş. Yine 4'te uyandık. Kalk abla çabuk kalk!" derkeeen, mutfağa su içmeye gittim. Vee karşımda annem var. Saat 4'te kalktıysam, annemin mutfakta ne işi var! "Ben işe gidiyorum" dedi. Annem işe 7'de gider. "7'de kalkmış olamam" diye düşündüm. Odama gittim, saate baktım. Bi baktım saate 07:34. Saat bana bakıyor ben saate bakıyorum. Kesin pili bitti dedim bunun. Bi baktım akrep oynuyor! Yok artık! "Abla kalk!" dedim. Ya, uykulu olduğu için yanağımı sevdi falan napcağını şaşırdı garibim saat 7 lan! Ablamı 7'de uyandırmamın sebebi kursu var. Hani uyan artık kahvaltı edelim bilmem ne de git kursa. Yoksa 2 - 3 gün daha kursa gitmezsen, kurs hocanla aramızda kan davası çıkacak. Neyse ben bi böyle 7'de uyanmanın havasıyla bi gaza geldim bişiler oldu bana. "Paran var mı?" falan dedim ablama. Sonra;

Ablam: Neden napacaksın?
Ben: Simit falan alacaktım. Kahvaltıda yerdik. (Güldü ablam.)
Ablam: Noldu sana sen neden hareketlendin? (Hala uykulu.)
Ben: Saat 7' de kalktık daha güzel ne olabiliir?
Ablam: Kumbaranın içinde var para al.
Ben: Anahtarı almıyorum. Uyan. Geldiğimde kapıyı açmazsan öldürürüm.
Ablam: Tamam bende kahvaltıyı hazırlayayım.
Çıktım sokağa. Kimsecikler yok. Daha kuşlar bile ciklemiyor. Gittim geldim aldım simit falan. Tık tık tık yaptım kapıya. Ablam açtı kapıyı. Bizde mutlu mutlu kahvaltı ettik. Ne bekliyordunuz nihahaha.

Şarkı: http://www.youtube.com/watch?v=aNzCDt2eidg

30 Temmuz 2013 Salı

Sınıfımı tanıtayım.

İsimleri kullanıp ifşa etmek istemiyorum o yüzden nickler buldum ve oturma planına göre yazıcam yoksa bazılarını unutuyorum, evet başlıyorum...

Tarla: Nick'i tarla çünkü sivilce tarlası... Mayın tarlası oyunu yerine onun suratıyla oynasak bile olur yani. Olsun olur böyle şeyler. Ergenlik malum.

Ruh: Bu çocuk çocuk değil. Ayyaş gibi. Okula içki içip de geliyor sanki. Derste ayağa kalkmaz, ses denen bir şey yok, aynı ruh yani. Teneffüslerde mavi sakal gibi dolaşıyor sınıfta ve bahçede. Hep şapkalı.

Gamzeli: Tam nickine uyuyor. Ben öyle gamze görmedim. Gamze değil kanalizasyon, belediye çukuru. Bak bu gifteki kıza benziyor gamzeleri. Ayrıca en yakın arkadaşlarımdan birisi.

Yağlı: Saçları... Banyoya girmiyor mu bilmiyorum. Görünüşe göre girmiyor. Saçları çok yağlı, hep yağlı. Banyoya girse bile saçlarını çiçek yağı ile yıkıyor sanırım.

Ben: Kendimi açıklamayı hiç sevmem.

Orangotan: Bile bile orangotan yazdım. Yanımda oturan çocuk canı sıkılınca insanlara orangotan diyor. Zaten hızlı konuşuyor. Ona tek sözüm ŞU.

Azeri: Azerbaycan'dan ithal. Suratında 8 - 10 tane ben var. Herşeye ağlıyor. Ama her şeye de ağlanmaz Azeri'cim. Biraz güçlü ol :)

Heri: Tam bir Harry Styles ve One Direction manyağı. O da benim en yakın arkadaşlarımdan birisi.

Pitbull: Çok kilolu. Ama tabii ki kilosu beni ilgilendirmez. Kilolu olduğu için Pitbull koydum nickini. Çünkü yanakları çok sarkık. Ve çok saldırgan. Çok kavgacı. Şimdi buna en çok uyan lakap Pitbull değil de ne!?

Bela: Pit'in yanında oturan bela çocuk. Çöpün yanına kalem açmaya giderken hepimize teker teker vuruyor. Ve bizde vuracağını anlayınca geri çekiliyoruz tabii.

Çiğ köfte: Annesi babası hep çiğ köfte yapar.  Ama okula hep elma getirir. Ondaki de bir mantık tabii.

Tembel: Aslında kızın soyadı çalışkan. Ama kız tembel. Sürekli kızlarla uğraşıyor. Lez mi anlamış değilim. Bir keresinde bir kızla tuvalette bastık bunu.

Sarışın: Sınıfımızın ineği. Okulda da 1. Saçları altın renginde dümdüz -_-

Kitap kurdu: Teneffüslerde falan hep kitap okur, sınıfın en sakin kızıdır. Geçenlerde beden dersinde bahçede ölü güvercin buldu bu. "Kim çevirdi bunu tersine! Ölüye saygınız olsun biraz." dedi. Hayvansever kız...  

Hırsız: Bir kere kalemimi çalmıştı o gün bu gündür sevmiyorum o kızı. Hemde o kalemim hediyeydi. Geri aldım ama.

Dede: Sesi dedeme benziyor. Bana bir zararı dokunmadı. Herhangi bir kinim yok ona karşı.

Japon: Çekik gözlü çok hafif sarışın. Veee çok kıreyzi.

Japonun yanındaki: Kızı düşürdüğüm hallere bakın. Nick bulamazsam böyle olur işte. Ama sevmiyorum o kızı. Kendini bi şit (shit) sanmalar bi kuğulluk taslamalar... Cık cık cık.

Merinos: Sınıfça merinos diyoruz ona. Saçları çok kıvırcık. Veee çok tombul.

Tokası olmayan bağyan: Saçları hep açık. Siyah dalgalı. Kısaca saçları ahenkle densing (dancing). Seviyorum onu.

Gülücü: Her şeye güler. Her şeye yani. A desek gülüyor. B desek haykırıyor. Çok güler yüzlü.

Palmiye: Saçlarında hep bi kahkül. Aynı palmiye. Erkek.

Espriktüel: Espri yaptığını sanıyo. Bırakın sansın bende gülüyomuş gibi yapıyorum zaten ^^
   
DİPNOT: Bu arada arkadaşlar; Ulaşım için, veya hani röportaj gibisine yada merak ettiğiniz sorular varsa aklınızda benimle ilgili, cileklirondo@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz...

Şarkı: http://www.youtube.com/watch?v=OWEmWroORPs

28 Temmuz 2013 Pazar

Merhabaaa!

Merhabalar ! *-*
Günlüğüme yazarken bile bu kadar düşünmemiştim ne yazsam diye açıkçası. Yarım saattir düşünüyorum. Yazacak bir şey yok. Neden yok? Hayatımda ekşın yok da ondan. Pek bişey yaşamıyorum. Örnek olarak, ımmm. Biri beni arabasına atıp kaçırsa verilmesi gereken tepki nedir? "İmdaat! Ya ne istiyorsunuz benden! Bırakın beni!" falandır dimi? Ama konu ben olunca verdiğim tepki bu olacaktır kuşkusuz. "Amaan macera oldu işte yiaa. Nereye gidiyoruz kankalar?". O derece sıkıldım monotonluktan, banellikten. Zaten yaz tatilinin en başından beri, en erken kalktığım saat 08:00. En geç kalktığım saat ise 4. Evet öğlenin dördü. Bakın size bi günde yaptıklarımı anlatayım da gülün. Saat 3'te kalkıyorum. Kahvaltı yapmıyorum. Test çözüyorum. Bilgisayara oturamıyorum çünkü annem bilgisayara şifre koydu. NOMISSIZ VİCDONSIZ!. Sonra işten annem geliyor. Sonra mutfağı topluyoruz ablamla. Sonra yemek falan filan intermilan.
Daha sonra sabahlıyoruz. Sabah 06:09 gibi yatıyorum ben. Arkamdan ablam sürünerek iki katlı yatağımızın üst kısmına çıkıyor. Gün bitiyor. Sonra yine 3'te kalkıyorum. Aslında bazen evde tek oluyorum, çünkü ablamın çizim kursu var. Ama gitmiyor. Gitmiyor falan deyince, aklıma deniz geldi. Dün bize anneannemler geldi. Denize gitme konusu açıldı. Aslında bu yıl denize gitmeyecektik. Hala gitmeme ihtimalimiz ama eğer gideceksek bile bedavaya gelecek. Anneannemler ayarlamış sanırım. Anafor yani. Gidiş dönüş ücretsiz. 3 gün konaklama. Yiyecek içecek tabii ki senden, o kadar da yayılma, çirkinleşme.
Eğer denize gidersek neler yapacağımı da anlatayım hazır konu açıldı. Öncelikle boğulacağım. Boğulacağımı söylemiş miydim? Ve son olarak boğulacağım. Ayvalık'a hiç gitmediğimiz için denizi hakkında da hiç bir fikrimiz yok maalesef. Ama gidince fotoğraf çekilip, buraya atıcam. Denize gidemiyoruz diye canım çok sıkılıyordu. Eğer gidersek dünyanın en mutlu insanı olacağım. ÖPÜYORUM ÇOK. 

Şarkı : http://www.youtube.com/watch?v=ajtNNmJMV2Y